17 Mart 2013 Pazar

MBFWI | Yeni? Heyecan Veren? Merak Uyandıran?

Fotoğraflar:Özberk Baz

İstanbul, bir moda haftasını daha bitirdi, yeni adıyla Mercedes-Benz Fahion Week'e malum durumuma bir de ofis kapat, ev boşalt işleri eklenince katılamadım, Antrepo'nun o merdivenlerinin de caydırıcı etkisi olduğunu söylemeliyim. Bu sebeple her sene olduğu gibi bir "ardından" postu yaparak organizasyon, atmosfer, ambiyans konularını değerlendiremeyeceğim ama Twitter'dan gördüğüm kadarıyla bu defa pek de şikayetçi olan yoktu! Sanıyorum IMG tecrübelerini ve L'appart da disiplinini birleştirince bu iş oldu:)
Genel olarak beni bilgisayarımın ekranına kilitleyen, bir tasarım yeniliği, yeni bir çizgi vaad eden bir MBFWI miydi? Hayır! MBFWI'de en heyecanla beklediğim isimler Özlem Kaya, Elif Cığızoğlu, Gamze Saraçoğlu, Begüm Salihoğlu idi, genç yeteneklerden Ece Gözen'in koleksiyonunu görmeyi de özellikle çok istiyordum. "Doğursam da izlicim hieeyt" azmim ancak Saraçoğlu ve Cığızoğlu defilelerine yetti ama:) O yüzden ben bu postta Özberk Baz'ın fotoğrafları eşliğinde netten takip ettiğim koleksiyonları değerlendireceğim. MBFWI'de beni en çok üzen tıpkı yurtdışında son bir kaç sezondur gördüğümüz gibi burada da kürkün inanılmaz yükselişe geçmesi, ve hemen her koleksiyonda yer alması oldu. Bu yükseliş en kısa sürede ölsün!


Tasarımcıların koleksiyonları  hakkında tek tek "ahkam kesmeden"  [malum blogger olunca adı ahkam kesmek oluyor] önce genel bazı şeyleri sıralamak isterim:
  • stylist yok mu? kreatif direktör kıt mı? saç ve makyaj neden "ay şu Paris'teki defiledeki gibi olsun"dan öteye geçmiyor? modeller üç beş tanesi haricinde bu maratona neden dayanamıyor? Rus, Arap ve Ortadoğu harici alıcı geldi mi (bunu hakikaten bilmediğimden soruyorum)? Gerçi Avrupa'da para mı kaldı:) 
  • Bazı koleksiyonlar sadece iyi bir stylingle olduğundan da güzel görünebilir olacakken pek çok koleksiyon bence bu sebepten gümbürtüye gitmiş gibiydi. Ben burada Mahizer Aytaş'ı tek geçiyorum örneğin. Kreatif bir şov, duman ve sisler içinden pörtleyiveren model haricinde olamıyor mu? 
  • Mesela Natalia Vodianova'nın, Paris Moda Haftası sırasında Givenchy defilesini kapatıp, bir vakıf için yarı maraton koşusu tamamlayıp, 5 saat sonra yine bir defileye katılmasını ve muh-te-şem görünmesini nasıl açıklıyoruz? "İnsan değil ki" olabilir mi? Yoksa disiplin ve kondisyon kavramları mı?
  • Zaten iyi yürüyebilen hepi topu üç beş modelimize ayakkabı endüstrisinin garezi mi var? Bir defile için ayakkabı yapmak bu kadar mı zor, illa önce Louboutin bişi yapmalı, bizim ayakkabıcılar da bir örnek alıp ondan mı çakmalı? Tasarımcı tarafından yeni bir model istenince yapılamıyor mu? Bir gün ön sırada oturan bir krepeli jet sosyete topuzunun üstüne model düşüverecek diye çok korkuyorum!
  • Kumaş sektörümüzün vizyonu "Zara ya da HM onyüzbin metre sipariş verirse yaparım, yoğsa senin için 3 metre kumaş kurtarmaz güzel ablam"dan öteye geçebilecek mi? İki dijital desen, bir gerçek gibi çiçek, teknoloji almış yürümüş olduğundan enfes bir dokuma çıkaramıyor mu bizim ülkemiz? "Tekstil cenneti ya da tahıl ambarı" olduğumuz Hayat Bilgisi kitaplarına konan birer MEB uydurması mı? Ar-ge nerede?
Geçelim koleksiyonlara:

Argande'de koleksiyon hakkında değil ama Argande hakkında konuşmak isterim, bence Argande Türk kadınının gururu ve göz bebeği olmalı. Şu an imkanı olan her kadının gardrobundan en az 1 parça Argande bulunmalı! Bugün UNDP destekli en başarılı ve geniş çaplı projelerden biri olan Argande Anadolunun kadınlarını desteklemek, güçlendirmek  için çok önemli. 

Aslı Güler koleksiyonunda sanki bir bütünlük sorunu var, hatta bazı looklar sırf sayıya tamamlansın diye konmuş gibi, olmuyorsa çok olmasın ne var ki bunda? Oysa özellikle uzun elbiseler ve hemen hepimize bir zamanlar annelerimizin de ördüğklerine benzer Jil Sander'imsi yün parçaların olduğu grup pek güzeldi, onlar bu bütünlük sorunu içinde kaynamasa çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Styling de hiç iç açıcı değil.
Aslı Filinta, zaten biliyorsunuz çok beğendiğim bir isim:) MBFWI'nin en merakla beklediğim koleksiyonlarından biri onunki idi. Zamansız, farklı, eğlenceli ve özgün denince ilk akla gelenlerden biri:) Son koleksiyonunda Osmanlı gündelik hayatından etkiler gördüğümüz Filinta, bu defa ilhamını Koca Sinan'dan almış. Yine özellikle ceket, etek ve üst gruplar pek şekerdi. Koca Sinan motiflerinin bir bomber cekete dönüşüşü hoşuma gitti. Koleksiyonda çok az parça vardı.


Atıl Kutoğlu, her zamanki gibi gösterişli parçalarla başlamış. Payetli gece grubunun içinde her zaman kullandığı Selçuklu motiflerinden farklı ama yine Anadolu'dan ilham almış özgün motiflere sahip derin dekolteli, organza ve/veya şifon üstüne ipek kadife baskılı parçaları pek sevdim. Bunun yanında drapeli tasarımlar felaketti, fitting mi desem, drapenin apayarı bir ustalık istediğini mi (misal Lanvin ve Vionnet gibisi yok bu konuda) söylesem bilemiyorum. Mor, bordo gibi mücevher tonlar yanında bol siyah ve metalik kullanılmış. Kadife, kürk, deri ve organza da öne çıkanlardı.

Ayşe Deniz Yeğin, eskisinden farklı değil maalesef. Yeni bir isim, yeni bir çizgi ve yeni bir ruh da getirmeli diye düşünüyorum, ha bu demek değil ki uçulsun, "giyilebilir" olmayan şeyler yapılsın, ama tasarım dili farklı, arzu edilir ve cazip olmalı. Bunun yanında kumaş, dikiş faktörleri de çok önemli elbette. Yukarıdaki parça favorim.

Ayhan Yetgin'in koyu gölgelerden tasarlanmış üç boyutlu formlara sahip tasarımları güzel ve üstünde oldukça uğraşılmış, ki bu tür tasarımlar için yetkin ustalar/terziler mevcut mu memleketimde bilmiyorum. Gelin görün ki bu çizginin- ki yeni yetenekler arasında Dion Lee özellikle çok iyi-bu tasarımların binlerce kat daha iyisi zaten çoktan yapıldı, görüldü, sevenleri tarafından edinildi.Yine de futurustik bir koleksiyon olarak en azından bizim moda haftasında aradan sıyrılmış.

Begüm Salihoğlu MBFWI'de couture koleksiyonu sunan tek tasarımcı idi, ve kendisi iyi ki de couture'e el attı! Buz ve siyah renklerden oluşan koleksiyondaki her bir parça mı kusursuz bir işçiliğe ve dikişe sahip olur. Dantel ve gupürden tam ya da yarı transparan gövdeler, zırh gibi büstiyerlerin altından açılıveren yumuşacık, romantik dökümler, kalçaları kusursuzca saran drapeler!


Sürreal tasarım eksiğimizi gideren DB Berdan ise yine beklendiği üzere beklenmedik işler çıkardı. Açıkçası Londra'da sundukları muhteşem İlkbahar/Yaz 2013 koleksiyonundan sonra bu koleksiyon benim açımdan pek tatminkar değildi. Ama özellikle bordo grupla, pantolon-oversize ceket takımı çok beğendim! Twitpiclenmelere doyulmayan karikatürüze Karl Lagerfeld nedense bana o kadar da ilginç gelmedi. Farklı materyal ve dokulardan panellerin bir DB Berdan klasiği olduğu üzere bir araya gelerek oluşturduğu elbiseler ise artık onların imzası haline geldi.

Ve Ece Gözen! Kendisi heyecanla beklediğime değdi. Sportif bir çizginin altına saklanmış kusursuz bir feminenlik, bunun yanında hem giyilebilir hem değişik müthiş tasarımlar. Kendisi ilüzyonun, yansımanın ve gördüğünün altında başka bir şey aramanın çok yeteneli bir temsilcisi. Kimi zaman dijital şekilde kimi zaman üç boyutlu şekilde kullandığı "kübizm"i bu koleksiyonunda da sürdürmüş, son derece seksi ve feminen olan geçen koleksiyonuna göre bu defa daha sportif. Bazı üst grupların kesimlerinde hafif Wang etkisi görmedim değil ama özünde bu kesim de oversizelaştırılmış birer sweatshirt kesimi olduğundan özgün değil demek doğru olmaz.


Bir arzu nesnesi olarak Elif Cığızoğlu! İyi ki izledim iyi ki:) Geometrinin o sert  ruhuna nasıl böyle bir kadınsılık ve şıklık üfleyebiliyor bilmiyorum ama oluyor işte. 2011'deki couture defilesinin eline su dökecek olmasa da her zaman da o kadarını beklemek bir tasarımcıya haksızlık olur. Siyah, beyaz, bordo ve antrasitten oluşan renk yelpazesinde kumaşların tümü kendiliğinden parlak dokulu idi. Kafes işçiliği koleksiyonun en öne çıkan detayı. Basen, omuz ya da göğüste pencereler, içten dışa dönerken kontrast renkle yer değiştiren kumaşlar, şarap renkte leopar desen. Gündüze uygun parçalar çok sofistike, gece grubu çok şık ve çok detaylı, ve özellikle dış giyim daha oversize ve daha sportif çizgilerde hemen her kalbi çarptıracak tarzdaydı. Sahte mi gerçek mi olduğunu tam bilmediğim kürkler maalesef yine bolca.


İzleyebildiğim ikinci defile de Gamze Saraçoğlu'nunki idi. Her zaman trendleri ve arzu edilir olanı çok iyi takip eden, hatta çoğu kez gelmeden koleksiyonlarına yerleştirebilen nadir Türk tasarımcılardan biri kendisi. Yine çok güzel parçalardan oluşan bir koleksiyon sunduğu gibi, bu defa çok çok dah aiyi koleksiyonlarında bile kimi zaman yaşadığı tek problemi, fitting meselesini tamamen aşmıştı. Uzun paltolar, laci-siyah kazayağı grup, normalde benim hiç tarzım olmamasına rağmen oversize üstlere bayıldım bayıldım! Beyaz, krem, bronz, lacivert ve bir anda patlayan fuşya ile genelde desensiz düz renklerden oluşan koleksiyonda kapitone detaylar ve kaz ayağı ile bronz kumaşın kendi dokusu tasarımlara hareket katmıştı. Kimi parçalarda Gamze çizgisinin dışına çıkmış ve oldukça da güzel bir iş yapmış. Her zaman olduğu gibi şehirli kadına hitap eden, bu defa biraz daha New Yorker tasarımlara sahip olan bir koleksiyondu. Kocaman alkış!


Hakan Akkaya, iyi koleksiyonlar yapmak için çabalıyor mu, evet bence resmen öyle. Ama bence bu çabaya en önce yurtdışındaki koleksiyonların takibini bırakmayı eklemeli, çok fazla esinlenme var çok fazla. Örneğin o uzun etekler muhteşem, bayıldım, kalçayı sarışı ve volanlarla etek ucuna süzülüşü, yüksek belleri, enfes kupları hepsini tek tek almak istiyorum (ki kahve ekoseliyi gözüme kestirdim); kruvaze ceket-pantolon takımlar da aynen. Ama Sergeenko, Dior, McQueen'lerin daha ödenebilir taklitleri olarak!



Jale Hürdoğan, vintage olana, eskiye dair olana düşkünlüğünü koleksiyonunda göstermiş. MBFWI'deki kış koleksiyonları içinde  nadir gördüğümüz yün kullanımına bolca yer vermiş. Kahve, lila ve grilerden oluşan koleksiyonda yün yanında yünlü, kalın kumaşlar kimi zaman şifon eteklere, kimi zaman şifon gömleklere eşlik etmiş. Bazı looklar tam kıvamındayken bazılarında artık neredeyse yama özensizliğine varan kolaj aşırılığı var sanki. Özellikle de renkler böyle koyu ve biribirini boğan tonlarda olunca bu çok göze batmış. Aynı şekilde elbiselerin kesimleri çok hoşken, etekler pot ve kaba.


Lady Faith, DvF tecrübesini kullanarak oldukça güzel iş yapmış, zira desen fukarası MBFWI'deki nadir canlı, parlak, farklı desenlere sahip koleksiyonlardan biri (Zeynep Tosun da olmayınca şöyle dehşet güzellikte desen ve işlemelere hasret kaldık). Bunun yanında tasarım namına bir şey yok, mini evaze elbiseler, bol üstler ya da volanlı elbiseler opak çorapla giyilmiş. Tek olay tasarımcının kendi özgün desenleri ki bu da bir "koleksiyon" yaratmaya yetmiyor.

Mehtap Elaidi artık öylesine oturmuş ve olgunlaşmış bir çizgiye sahip ki, nesini anlatsam bilemiyorum. Siyah, beyaz ve turuncu skalasında dönen koleksiyonda Elaidi'nin sıklıkla kullandığı şeritler, dökümlü üst, elbise ve uçuşan eteklere bu defa bir kaç geometrik desen de eşlik etmiş. Daracık kalıpların kadını olmayan Elaidi'nin sportif kesimli ama selektif kumaşlı üstleri, ucundan sarkan minik top püsküllerle farklılaşan trapez bluzları, kuşaklarla tutturulan pijamamsı pantolon-ceket takımları favorilerim oldu.

Nazlı Bozdağ açıkçası beni şaşırttı, saçma sapan crop top-mini şort ikilisi haricindeki bazı deri üstleri yumuşak, çabasız ve modern kesimleri ile çok güzel! Süet kalem etekler ile iç-dış tonsürton deri palto ve capeler birlikte çok güzel olmuş. Deride inanılmaz işçiliklere imza atılınca tabii yeri ayrı oluyor ama bir yandan da şehirde üstüne alıvereceğin kadar basit ama her yerinden tasarım olduğu anlaşılan bir Nazlı Bozdağ deri palto pek hoş olabilir.  

Nej, hep aynı hep aynı hep aynı giderken, bu defa yine aynı yalın, dökümlü, doğal ve fakat her zamankinden farklı olarak hakikaten bazı güzel parçalar da çıkarmış! Biraz Doo.Ri hissi alsam da, özellikle sarıların olduğu grup pek hoşuma gitti; asimetrik örgü üst, volanlı uçlara sahip triko hırka, beyaz aba benzeri palto pek güzel. Midi elbiseleri çok sıradan ve koleksiyonda yersiz buldum, her tür dikiş ve fit kusurunu gözler önüne sermekte üstüne olmayan kadife parçaları ise hiç iyi bulmadım. Styling yine fena.

Nihan Peker, kendisinden çok şeyler beklemem rağmen bu defa benim için tam bir hayal kırıklığı. Siyah ve nötral renklerden oluşan koleksiyonda genç, yeni, farklı hiç bir şey yoktu! Çok şaşkınım.


NIAN by Nihan Buruk için diyeceklerim Hakan Akkaya'nınkine benzer. Koleksiyon güzel, Derek Lam'da tadından yenmeyen keskin hatlara sahip ceketler, sporty couture ceketler,cep ve fermuar detaylar, Iris van Herpen ya da McQueen sağ olsunlu "monstrous" kat oyunları ve ayakkabılar hepsi gayet güzel. Hepsi de bazı koleksiyonlardan toplanmış, hoşça bir araya getirilmiş, yani tasarımcıda görsel algı ve göz var, biriktirmesin yaratsın diyorum.

Özlem Kaya! Geçen yılki koleksiyonu ile benzersizliğini kanıtlamıştı, bu yıl ana sponsor Mercedes-Benz de destek için onu seçti. Farklı bir şeyler ortaya koyabilen, özellikle farklı materyallerle oynayabilen nadir tasarımcılarımızdan. Ki bu defa da bir üst düzey devlet görevlisinin makam masasının hemen ardında duran o dev kapitone panoları almış birer kostüme çevirmiş! Muazzam. Evet bunlardan yapılan üstler-özellikle sıfır yaka sweatshirtümsü üst ve kabanlar- de şahane olmuş ama etek ve pantolonlara hiç inmemeliymiş. Metalik parçalarda da "brozn" seçimi mükemmel olmuş. Geçen koleksiyonu çok çok başkaydı ama en azında oturdum ve daha önce görmediği bir fikri  izledim demek enfes:)


Selma State koleksiyonunun standa hobi olarak çıktığını düşünüyorum açıkçası:o  Biraz Londra havası almış gelmiş bir koleksiyon. Beklentim daha yüksekti.


Simay Bülbül, deriyle en güzel ilişkiyi yaşayan tasarımcılarımızdan. Bir dönem fazlasıyla bohem, fazlasıyla özgür ruhlu tasarımlara imza atan Bülbül, son dönemlerde ise hep çok feminen, çok dişi ve daha dar kalıplar içinde.  Koleksiyonu sadece siyah ve beyazlardan oluşuyor. Deri-şifon birlikteliğinin çok zarif hallerini taşıyan beyaz grup, yaka ya da göğüsteki deri desenlerle yine kendini ve dolayısıyla bir kaç seson önceki Tisci'yi tekrarlamış. Siyah grupta ise kapitone detaylı ve fermuarlı parçalar pek güzel. Gold detaylar, gold fermuarlar, kürk yaka ve kol uçları, kapitone aplik ve paneller ile farklılaşan tasarımlar favorilerim. Siyah derinin dantel ve file birlikteliği ise romantik beyazların içinde femme fatale etkisi yaratmış, sanki iki zıt ruhlu  kadın posyuma çıkmış:)


Songül Cabacı için bir koleksiyon değerlendirmesi değil de bir pelerin-palto-kaban gibi dış grup değerlendirmesi yapmak sanıyorum daha doğru. Zira bunların hepsi pek şahane olmuş! Pelerinlerin asimetrik kesimi, geniş yakaların deri detaylarla işlenişi enfes. Gerisi onların altına bir şey giydirmek gerekti bunları giydirdim der gibi.


Özgür Masur, SOUL line'ı ile sanki hep kendisini tutuyor, zaptediyor gibi geliyordu bana, belki de biraz birikmesi, biriktirmesi gerekiyordu ve nadasta idi, zira ondaki couture zekası da ışıl ışıl ve eşsiz benim gözümde ve bu zeka Soul için biraz fazla gelebilirdi (ki couture koleksiyonu nasış muhteşemdi geçen yıl gördük). Ama bu defa Soul için de kendini bırakmış, muhteşem şeyler yapmış! Siyah ve beyazdan oluşan koleksiyonda yine o bakar bakmaz bu sadece Özgür Masur olabilir diyeceğimiz detaylar var: pencereler, ona özgü danteller, origamik formlarda üst gruplar, buram buram kadınsılık ve seksapel. Muhteşem! Pek çok ünlünün gözdesi Masur'un ön sırası artık ünlülerle değil işini anlayabilecek değerlerle dolsun istiyorum. 

Tuba Ergin'in gotik hissiyatlı koleksiyonunda kayda değer çok şey yok ama özellikle aba benzeri bir kumaştan gri bir iki parça var ki, tarumar edilmişe benzeyen etek ve yaka uçları ile değişik, özgün bir işçilik gösteriyor. Fotoğraflardan maalesef bunu tam çıkaramadım, ve yakından görülmesi şart diye düşünüyorum.


Tuvana Büyükçınar koleksiyonu her koleksiyonundaki sorunu taşıyor bence: tutarsızlık. Bari tutarsız olacak belli bir sırada devam etse, hayır. Öncelikle deri ceketleri ele alayım, çok şahane olmuşlar! Ve en rock hallerdeki deri ceketlerin en uçuşan elbiselerle stilize edilmesi de pek güzel. Ama çizgiler halinde, bir transparan bir kumaş devam eden elbise dizisinin hele bir tanesinin neredeyse tıpkısını Jean Paul Gaultier'de bayılarak izlemiştim.


Tanju Babacan'a gelirsek, hamileliğim boyunca yumurta aşeren biri olarak bu koleksiyon bana mesaj niteliğindeydi: yumurtanın fazlası zarar! Siyah-beyaz ve sarının hakim olduğu koleksiyonda ara ara kırmızılar, yeşiller ve sakslar var. Hiç şaşırmayacağınız üzere bu yumurta olayının daha bir "kahvaltı" versiyonunu Milan'da Agatha Ruiz de la Prada koleksiyonunda görmüştük.  Yine de en azından tüm diğer koleksiyonlardan farklı olma cesaretinden(!) koleksiyonun karikatürize halini gayet sevdim, ki Babacan'a karşı her zaman biraz önyargılıydım. Koleksiyonun karikatürize tarafını bir kenara bırakırsak, palto ve ceketlerin kesimleri, pantolonların dökümleri, bermudaların formları, cut-out kol, yaka ve boyun detayları, ilginç aksesuarları ve hatta kırılmış yumurta şeklindeki saç süsleri ile bence gayet başarılı, beklenmedik, şov tadı da olan, giyilebilir parçalar da sunan bir koleksiyon olmuş.


İşte benim Orhun yazıtları uzunluğundaki izlenimlerim:) Elbette her tasarımcının, terzisi, işçisi, kalıpçısı ile saatler, günler boyunca çalıştığını ve çok emek verdiğini biliyorum, hatta pek çoğu imkansızlık ve finansal destekler olmadan kendi yağında kavruluyor. Ama koşullar bunlar diye "olan"a razı gelmek durumunda da değiliz. Kimlerin hangi taşın altına elini sokup ezilmesi gerekiyorsa ezilsin, tasarımcılar artık sigortayla vergiyle uğraşan patron ya da işveren değil sanatçı olabilsin, biriktirsin, ilhamlar arasın, style.com'dan uzak dursun, bunun yanında herkes tasarımcı olamasın! Ama artık şu kadar sene sonunda bizden çok daha geride bu işlere başlayan Brezilya, Meksika ya da Avusturalya'dan eksiğimiz kalmasın: kumaş, dikiş, form olarak söylemiyorum, bunu öncelikle yeni "fikir"ler bulmak, giyilebilir olurken özgün bir şeyler bulmak anlamında söylüyorum. Hakikaten de eğer bir Türk blogger olmasam, bir kaç tanesi dışında, şunca koleksiyona bakmak için içimde bir "heyecan" bulamayacağım.




6 yorum:

MadamB Fashion dedi ki...

Boom olsun bir sonraki ifw'te sen açığı kapatırsın eminim ki tabi babyboom seni rahat bırakırsa :)Malesef bende katılamadım ama takip bloggerlar sayesinde hiç bir şey kaçırmadık sanırım. Sende güzel bir yazıyla tamamlamışsın ellerine sağlık.

elif barut dedi ki...

ayrıntılara ve matrak yorumunla pek keyifli bir gezinti oldu MBFWI'De oturduğum yerden :) bu kadar koşturmanın arasında sabunlamamışsın...

Sakine Sakız dedi ki...

Süpersin Style-boom :) yemin ederim patlayacaktım sinirden bende şu mbfwi haftasında ya. Bu kadar taklit bu kadar yenilik düşmani koleksiyonları insanlar niye yapar anlamıyorum defalarca yazılıp çizildi aynı şeyler ya dedim bir kostümde artık madem siyah beyaz yapıyorsun git şuna bir deri apolet ekle falan özgün bir şey koy ya diye isyan ettirdiler beni.

Sonra bence makyajlar çok taklitti aynı kumaş kullanımı, aynı geometrik çizgiler, neon kullanımı hiç yenilik yok ya körler sağırlar birbirini ağırlar durumu. Ayakkabılara bakmak istemedim ama bir müşteri tasarımcının kıyafetini aldığı zaman genellikle onu tamamlayıcı unsurlarıyla almak istiyor yani showda akan kısmıyla ama bizimkiler bunu idrak edemiyor :@ Çokkk harika var yaptıklarına dibimin düştüğü ve nasıl bir zeka parıltısı bu dediğim ama maalesef ki yurtdışındaki koleksiyonları çok izleyen bir tayfamızda var ve bence hayal kırıklığıydılar.

Son olarak drape çok zor yapılan bir efekt diyeyim genelde kişinin üstüne birebir yapılmazsa fitting sorunu oluyor aynı zamanda yapması da ustalık isteyen bir iş ve bence drapeyi en güzel yapan Zuhair Murad :D

Umudum bu taklitlerin bitmesi ve podyumlarda daha çok zeka parıltısı görmemiz:)

Itır dedi ki...

Ayakkabı konusuna ben yıllardan beri takığım.Ama genelde hep organizasyon sorunları tartışılırken,bu sorunun aşılması ile daha yeni geliyor gündeme.)Bir giysiyi en iyi ayakkabı gösterir.Ne kadar güzel tasarım yaparsan yap,parçaları birleştir ,ona uygun ayakkabı olmazsa ,yaptıkların silinir gider.Demin sordun ya bu kadar mı maliyetli özel bir tasarım diye.Maalesef evet, ayakkabıda var olan kalıplar haricinde yeni bir kalıp dökmek gerçekten maliyet.Bi de buna kendi topuğunu tasarlamayı ekle (ki diğer malzemeleri katmıyorum işe)ciddi bir iş.Eminim çıkarılan rakkamlar karşısında tasarımcılar önüne konulan rakkamları görünce vazgeçiyorlardır.Hadi parayı verdin diyelim,bir de onu ürettirmek var ki o başlı başına sıkıntı.Çünkü ayakkabıcılar nedense böyle özel üretim işine girmek istemiyorlar.Aynı kumaşçıların mantığı oluşuyor onlarda da.
Ancak inci gibi kendi fabrikası olan markalar,destek oluyor, o da bir elin iki yarısı azınlıkta.Uğraşılmayıp,var olan ayakkabı modellerinden seçim yapılıncada bir şeyler eksik kalıyor.

reha dedi ki...

Boom cok guzel bi yorum olmus..okudugum diger hic bir blogda bu sekilde hakli elestiriler gormemistim,ki istedigim tam anlamiyla bu..cok guzel emek verilen elbiseler evet onkari bende goruyorum ama bir bloggerin benden farkli bi bakis acisi olmali ki sen gercekten bunu basariyorsun..daha farkli bur pencereden bakmami sagliyorsun...:)

Burcu Kolat dedi ki...

İzlenimlerin çok doyurucu ve objektif Boom. Senin böyle yazılarını okuduğumda doyduğumu hissediyorum ben, başka bir şeye gerek kalmıyor. Ellerine sağlık. :)