Özel Editöryal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özel Editöryal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2012 Çarşamba

EDITORIAL | MUALLA by Duygu Kanadıkırık

Fotoğraflar: Zeynep Güçlüten / Özberk Baz
Model: Deniz Eslek / Styling: Styleboom
Otomobiller için theMagger'a teşekkürler...


Bir kaç gün önce burada yayıladığım video ile size MUALLA'dan bahsetmiş, şahane bir video eşliğinde de ön gösterim yapmıştım:) Fotoğraflarda gördüğünüz kıyafetler benim gardrobumdan, Boomstyle'ı takip edenler detayları bulabilirler. Bu postta sizi Zeynep Güçlüten ve Özberk Baz'ın enfes kareleri ile baş başa bırakıyorum, bir yandan da baş kahramanımız Duygu Kanadıkırık'a hikayesini soruyorum:)

1 Nisan 2012 Pazar

Duygu Kanadıkırık'tan "MUALLA"


Bu sezon biliyorsunuz retro zirvede olduğu dönemlerinden birini yaşıyor, bunu da özellikle "ben trend set ederimci" Prada'ya borclu. Prada, özellikle klasik otomobillerden ilham aldığı koleksiyonunda baskılardan, ayakkabı ve çantalara kadar hemen her ürününde retro otomobilleri kullandı. Defileyi ilk izlediğimde ise benim aklıma hemen, geçen yıllarda Akmerkez Pop-Up Store'da görüp bayıldığım MUALLLA geldi! MUALLA, Duygu Kanadıkırık isminde çok yetenekli genç bir tasarımcının tamamen el işçiliği ve doğal malzeme kullanarak yarattığı çantalarının markası. Çantalar da ismi gibi orijinal, eskiye dair, retro :) Düşündüm, bu sezon hemen hepimizin dilek listesinde yer alan PRADA yapmadan neden bizler burnumuzun ucundaki orijinallikleri farkedemiyor, keşfedemiyor, arzulayamıyoruz? Neden MUALLA'nın tasarımcısı bu güzellikteki bi işi bitirmek, ara vermek zorunda kalıyor? Bunları Duygu Kanadıkırık'la da konuştuk. Haftaiçi muhteşem fotograflar eşliğinde okuyabileceğiniz söyleşiden once sizi, ne zamandır burnumuzda tüten EMİRCAN SOKSAN'ın  "Woozy" isimli videosu ile bir ön gösterime davet ediyorum ♥

15 Ağustos 2011 Pazartesi

EDİTÖRYAL SÖYLEŞİ | Gamze Saraçoğlu ile "Robinson & the Maiden"

Fotoğraflar: Onur Yüksel
Modeller: Selen Çağşırlı & Ender İnal
Makyaj:
Uğur Kıral



GAMZE SARAÇOĞLU... Zerafetin ve güzelliğin bir arada yaşadığı tasarımlar arayan pek çok kadının hayali. Duygularını bir bir içinden dışına taşarcasına yaşamayı seven kadınların. Biz bugün o kadını kıyıya vurmuş, kaybolduğunu sanmış, tutsak olmuş, kızmış, reddetmiş ama sonunda sevmiş, aşkı bulmuş bir kadın olarak hayal ettik. Ve bir yandan GAMZE SARAÇOĞLU'na sorduk...



Boom: Gamze, öncelikle Styleboom'a konuk olduğun için çook teşekkür ederim. Sen biriciksin ♥ o yüzden IFW'ye bu kadar yaklaşmışken çok zamanını almadan hemen başlıyorum:)

İlk defileni sunduğun koleksiyonda kumaş, renk, doku, baştan ayağa görünümün tamamı ile GAMZE SARAÇOĞLU zarif, naif, yumuşak ama bir yandan da hareketli, içinden bir şeyler taşan bir kadındı sanki. Tam bir "Gamze" idi. Zaman içinde koleksiyonlarında bu çizgiyi korusan da bazen daha karanlık bazen daha vamp oldu. Burada fotoğraflarını gördüğümüz koleksiyonla ise yine işte bu Gamze Saraçoğlu denecek muhteşem bir işle karşımızdaydın. Bu süreci bize biraz anlatır mısın, değişmek, denemek, sonra yine kendi kadınını eskimeden bulabilmek?

Gamze Saraçoğlu: Öncelikle bunları senden duymak çok güzel. Yeni defile öncesi büyük motivasyon oluyor benim için.

İlk defilemin benim için çok önemli ve farklı bir yeri var. Ben 2004 yılında işimi ilk kurduğumda, moda tasrımcısı olarak bilinen sadece 7 kisi vardı. Bu kişiler zaten bana bu mesleği seçmemde ilham olmuşlardır .2004 yılından beri çok ciddi bir disiplin içinde bu günlere ulaşabilmek için çok çalıştım ve çok emek verdim. Büyüme döneminde sıkça ilk defileni ne zaman yapacaksın soruları karşısında her zaman kendimi yetişmiş hissettiğim zaman diye cevap veriyordum. IFW ise bu iş için en doğru ortam ve zamandı. Seçici kurul tarafından genç tasarımcı olarak sadece bana solo defile yapma imkanı verdiler. Bu zaten benim için büyük bir gururdu. Altıncı senemde ilk defilemi yapacaktım ve çok iyi bir iş çıkarmam gerektiğine inanıyordum. Bu dönem aslında hayatımdaki en zor dönemlerden biriydi. Annemi kaybedeli 6 ay gibi kısa bir süre olmuştu ve benim ilk defilem olacaktı. Duygularımı ve yaşadıklarımı anlatmak için bundan daha uygun bir zaman olamazdı. Ben de tüm yaşadıklarımı, hislerimi o koleksiyona taşıdım. O defileyi anneme bir veda olarak hazırladım. Bu sebeple her detayının arkasında çok büyük duygular ve düşünceler var. IFW'de o dönem en beğenilen koleksiyonlardan biri oldu. Benim için çok büyük bir mutluluktu.



Boom: "Gamze Saraçoğlu kadını" diye bir tanımın var mı peki?

Gamze S.: Benim daima hitap ettiğim kadın "Akış" defilemdeki kadın. O kadın dönem dönem farklı kimliklere bürünse de hep aynı kadın…Sadece her kadın gibi hisleri ve duyguları değişiyor. Bazen karşımıza seksi, bazen kırılgan çıkıyor. Ben bu kadını seviyorum, bu kadının duygularını seviyorum. Bu kadın benim hizmet etmek istediğim kadın. Her koleksiyonda farklı bir yönünü keşfediyoruz sadece. GAMZE SARAÇOĞLU kadınının en önemli özelliği doğal, hayatı ve yaşamı seven biri olması; yaşadığı her şeyi sonuna kadar duygularıyla yaşayan biri.



Boom: Her bir parçası, renkleri, kumaşları, dokusu ve akışkanlığıyla IFW'nin en muhteşem koleksiyonlarından biri olacağına inandığım son koleksiyonun nasıl hayat buldu?

Gamze S.: Bu son koleksiyonumda aynı kadının romantik fakat güçlü yönünü göreceğiz.

Biz atölye olarak ipek ve şifona form verme konusunda gelişme gösteren bir atölyeyiz. Bizim imzamız uçuşan kumaşları farklı formlar ile hayata geçirmemiz. O sebeple yine sıkça ipek kullanımı goreceğiz. Uçuşan kumaşlar olacak.

Bir farklı özelliği ise bu koleksiyonda geliştirdiğimiz bir teknik detay var. Şu an atölyede 20 kişi bu detayı saatlerce uğraşarak hazırlıyor. Yani emek olarak çok kişinin emeğinin geçtiği ve saatlerce ince işçilik gerektirdiği bir koleksiyon oluyor. Fakat bu işçiliği defilede çok dingin göreceksiniz. Her bir elbise üzerinde günlerce çalışıldı ama bakıldığında çok huzurlu bir görüntü olacak.



Boom: Ama bu anlattıkların çok heyecan verici, merakla bekliyoruz. Peki ilhamlarını nereden alıyorsun? Bir ilham perin var mı yoksa bunlar artık demode mi:)?

Gamze S.: Aslında defileler ve kendi markam söz konusu olduğunda hayattan ve insanladan ilham alıyorum. Bu alan benim kendi alanım, kendimi dinliyorum ve tamamen buna odaklanarak yaşıyorum. Ve her şeyi bulduğum bir fikir üzerine inşa ediyorum. İnşa ettiğim oluşumun da mutlaka pozitif bir mesaj içermesine çok dikkat ediyorum.

Kasvetli, hüzünlü, depresif formlar ve fikirler benim kişiliğime ve hayata bakışıma uymuyor. Bu sebeple temalarım ve koleksiyonlarımda hep bir mutluluk ve pozitif mesaj olmasına dikkat ediyorum.

Ama bir de danışmalık yaptığım 10'a yakın firma var. Buradaki durum çok farklı, burada ekmek yiyen çok kişi var, bu sebeple ilham gelmesini beklemek olmuyor, kendimi bir disipline soktum. Danışmanlık koleksiyon çizim zamanı gelince o ilham zaten hazırda beni bekliyor olur. İşimi şansa bırakmıyorum. O ilhamı zorla da olsa hayatıma, aklıma sokuyorum.



Boom: Tasarım anında rutinlerin var mı? Nasıl yoğunlaşır, içinde birikenleri nasıl bütünleştirirsin?

Gamze S.: Aslında tasarım yaparken tamamen yaptığım işe konsantre oluyorum. Dikkatim dağılınca devamı gelmiyor koleksiyonun. Bu sebeple önemli koleksiyonları hazırlarken genelde yurtdışına çıkıyorum. Defile zamanı ise hayata tamamen koleskiyonun konsepti doğrultusunda odaklanıyorum; dinledigim müzikten okuduğum kitaba kadar her şey ile o konsepti yaşamaya dikkat ediyorum.



Boom: Bu atom karınca halini neye boçlusun? Türkiye'nin en önemli, en büyük markalarının vazgeçilmezisin, sektörde pek çok kuruma danışmanlık hizmeti veriyor, bir de okula yetişiyorsun. Bize de el atar mısın senin gibi olalım:)?

Gamze S.: Herkes aynı şeyi soruyor ama inanır mısın zaman olarak hiç de sıkıntı yaşamıyorum. İnsanın 3 tane ajandası olunca böyle oluyor. Ben bu işi severek yapıyorum. Zamanımı ve programımı bu hayat ve iş düzenine göre planlıyorum.

Her hafta bu firmaları ziyaret edip haftalık program yapıyorum. Şu ana kadar da hiç problem yasamadım danışmalık firmalarımla. Üstelik büyük işler olsa bile uzun zamandır devam eden projeler bunlar. Mesela Boyner ile 5. senemiz bitiyor. Limango ile uzun süreli bir sözleşmemiz var. Önemli olan bu kadar iş yaparken, karşı tarafı da mutlu edebilmek. Biz sanırım bu dengeleri iyi oturtuyoruz ki danışmalık hizmetlerimiz uzun sürelerdir devam ediyor.



Boom: Türkiye'de özellikle senin gibi genç markaların ihtiyacı ne? Yurtdışı ile kıyaslayınca burada her şeyi sanki bir başına tasarımcı yapmak zorunda gibi?

Gamze S.: Kesinlikle öyle. Biz muhasebeden pazarlamaya her işi kendimiz yapıyoruz. Tabii bu endişeler ve koşturmalar da yaratıcılığı engelliyor. Ben bu konuda cok şanslıyım ,benim her konuda bana destek olan iş partnerlerim ve çok iyi ve kalabalık bir ekibim var. Örneğin asistanım Dilek sağ kolum, 5 senedir benim yanımda, her türlü zor günde hep yanımdaydı. En büyük sanşlarımdan biri o. Sabah ilk onunla telefonda konuşuyorum, sesimden o günün nasıl geçeceğini dahi biliyor ve ona göre programımı revize diyor. Çok şanslıyım. Öte yandan her türlü büyük problemimde Boyner ekibi ve Limango ekibi daima hem profesyonel hem de birer dost olarak yanımdalar.



Boom: Harika:)! Türkiye'de sektörle ilgili, modanın hem iş hem eğitim ayaklarıyla ilgili neler düşünüyorsun? Çünkü hem bir işletmeyi yürütüyorsun, hem eğitimcisin hem de tasarımcı?

Gamze S.: Aslında tüm işler bir yana, Mimar Sinan'da ders vermek çok farklı benim için. 4.seneme giriyorum. Benim en çok gurur duyduğum kimliğim bu. O kadar yetenekli öğrencilerim var ki, hepsi benim için çok kıymetli. Hatta şu an 3 öğrencim benim tasarım ekibimde benimle çalışıyor. Hepsine çok inanıyorum ve güveniyorum.

Böyle bir gençlik gelirken ümitsiz olmak doğru olmaz. Ben Türkiye'de sektöre ve çok iyi yerlere gelinebileceğine inanıyorum. Zaten son 5 senede olauşan tasarım ilgisi de sektörün bu alana yatırım yapması ile güçlendi. Zor dönemler olacak önümüzde ama benim sonuna kadar inancım var.



Boom: Pek çok moda tasarımcımızın içinde eğitiminle ayrılan bir yerdesin, dünyanın en iyi moda okullarından birinden, rekabetin tavan yaptığı bir şehirden, New York Parsons'dan. Aynı zamanda bir eğitimci de olduğun için soruyorum, bir sihirli değneğin olsa ve onu kullanmak için bir tek hakkın olsa, Türkiye'deki moda eğitiminde neyi toptan değiştirirdin?

Gamze S.: Öncelikle Parsons mezunu olduğum için çok gururluyum. Benim 2. üniversitem ve hayatta yaptığım en doğru şey bu mesleği seçmek ve bu konuda eğitimi Parsons'da almak oldu. Hayatımdaki disiplini bana Parsons kattı. Çok disiplinli ve zorlu bir okul, seni ister istemez o çarkın içine alıyor. Mücadele etmezsen zaten mezun olamıyorsun. İşte burada var olabilme arzusu seni tasarımcı yapıyor.

Yetenek olarak Türkiye'de cok daha yetenekli genç olmasına rağmen disiplin olarak eksiğimiz maalesef çok. Bir de imkan olarak eksikler çok. Bir sihirli değneğim olsa tüm okullara tasarım, dokuma, bilgisayar atölyeleri açmak isterdim. Bir de büyük bir moda teskstil kütüphanesi olsa muhteşem olurdu…

Sevgili Gamze çook ama çok teşekkür ediyorum, bir an önce Eylül gelsin ve yeni tasarımlarını görelim, heyecanına yine ortak olalım:)

Teşekkürler: Solar Beach-Kilyos

ve "the nicest boy around" Ufuk Onur Tapan
ve "blondiem" Oylum

10 Nisan 2011 Pazar

EDİTÖRYAL | Günseli Türkay Yazı

Fotoğraf: Emircan Soksan
Model: Deniz Eslek


Yeni sezon tüm neon renkleriyle geldi, yanında iri desenleri şart koştu! Sezonun kodlarını en güzel şekilde çözen koleksiyonlardan biri GÜNSELİ TÜRKAY'ın şahane koleksiyonu, öncesinde videomuzu burada paylaşmıştım:)

Ben de şimdi sizi çizgi kahramanların, piksellerin, yenilmez ve kırılmaz bebeklerin dünyasına GÜNSELİ TÜRKAY tasarımları içinde bir yolculuğa çıkarayım istedim:)


Bodysuit tamamen grafik baskı


Futurustik formu ve panel parçalarıyla geometrik üst

Özgür olmak için kanatlanmış

Bir yaz gecesini renklendirmenin en güzel yolu

Kafesler bizi hapsetmesin, bizi giydirsin

Neon pantolon havuç kesimiyle ve rengiyle bir hit


Daha fazla fotoğraf için Styleboom Facebook Sayfası'na tık tık:)

29 Mart 2011 Salı

SÖYLEŞİ | Günseli Türkay Çok Yakında Burada!


Farklı çizgisiyle ayrışan ve geçtiğimiz yıl İlkbahar 2011 koleksiyonuyla IFW'nin en iyi defilelerinden birine imza atan tasarımcı GÜNSELİ TÜRKAY haftaya Styleboom'a konuk. Eşsiz fotoğrafların süsleyeceği söyleşiye sizi Emircan Soksan'ın hazırladığı müthiş video ile hazırlayalım istedik:)

Huzurlarınızda ESCAPAR! Keyfini çıkarıın, heyecanla yorumlarınızı bekliyoruz:)

18 Ocak 2011 Salı

EDİTÖRYAL SÖYLEŞİ | Özgür Masur İlkbahar 2011 Rocks!

Fotoğraflar: Tolga Günay
Model: Deniz Eslek
Mekan : Kadıköy Shaft



ÖZGÜR MASUR ... Bir çoğumuzun en özel günlerinde onun kıyafetleri içinde olmayı hayal ettiğimiz tasarımcı. İlkbahar 2011 koleksiyonuyla tüller, tütüler, upuzun kuyruklar, drapelerle yine bir peri masalı yaratmıştı, ama bu defa biz onu en rock, en sert, en yaramaz hallere bürüdük. ÖZGÜR MASUR tasarımları Kadıköy'ün kült rock barı SHAFT'a konuk oldu, bağıra çağıra şarkılar söyledi, yaramaz bir kız oldu!


... elbisen ayaklarını yerden kesmeli

Hem muhteşem fotoğrafların tadını çıkarın, hem benden hem sizden gelen sorulara ÖZGÜR MASUR ne cevaplar vermiş okuyun, bir yandan mutlaka kulağınızda Chris Isaac'den " Baby Did A Bad Bad Thing" şarkısı olsun(dileyenler müziği en alttaki mini videodan kapatabilir:) )!



... içine tutamayacağın şarkıları söyletmeli

Boom: Sevgili Özgür Masur, Styleboom’a yeniden vakit ayırdığın için çok ama çoook teşekkür ediyorum, senin ismin Styleboom takipçilerinde müthiş heyecan uyandırıyor, o yüzden bugünkü söyleşimizde onların da sorularına yer vereceğim:) Ama önce benim sorularımla başlayalım:)

IFW’ye az kaldı, eminim yine muhteşem şeyler bizi bekliyor ve biliyorum hepsi de sürpriz. Yine de yeni koleksiyonunla ilgili bize çıtlatacak minicik bir şey var mı acaba?

Özgür Masur: Bu koleksiyonumun biraz daha eklektik olduğunu söyleyebilirim sadece, gerisi sürpriz olarak kalsın:)


... öfkeni bile güzelleştirmeli

Pelin S.: Bu defa defilenizde bir ilke imza atıyorsunuz ve yeni bir model arayışına başladınız? Yani Özgür Masur, İstanbul Moda Haftasında gerçekleştireceği defile için, asıl manken kadrosu dışında defilede yer almak üzere profesyonel yada yeni bir yüz arıyor defile kadrosuna dahil etmek için. Bu fikir nasıl oluştu?

Özgür Masur: Bu fikir tamamen ortağım Ferhat Kazancı'dan çıktı. Ben her seferinde söylenip duruyordum, çok çok iyi modellerimiz var ama her defilemde beni rahatsız eden bazı durumlar da oluyordu, bir şeyler eksik kalıyordu, o zamanda sürekli beğendiğim isimler, aynı kişiler üzerinde dönüyordum. Tamam ama maalesef yeni modeller yok benim model kriterlerime göre... Bir jenerasyon var çok iyi modeller çıkardı evet orası belli ama maalesef orada kaldı. Ferhat da bunun üzerine aklına geleni söyledi ve böyle bir duyuru yaptık, yeni bir yüz, yeni bir bakış arayan. Gelen bir sürü CV ve fotoğraf oldu ve bunların üzerinde gerçekten modellik kriterlerimize uyan olduğu takdirde defileme çıkarmak istiyorum.


... seninle sahneye çıkmalı

Boom: Konu modellere gelmişken şu soruyu sormak istiyorum; son dönemde önce Marc Jacobs, sonra Tom Ford ve en son olarak da Alberta Ferretti podyumlarına modellerin yanında gerçek kadınları da çıkardılar. Etine dolgun, yetişkin hatta bazı kusurları da olan? Bu konuda ne düşünüyorsun, sence bu samimiyetle yapılan bir şey mi hani benim tasarımlarımı her çeşit kadın giyer gibisinden yoksa sadece konuşulmak için bir taktik mi?

Özgür Masur: Benim tasarımlarımı her kadın giyer demek bana yanlış geliyor, her bir kadının tarzları farklıdır. Ama ben şunu söyleyebilirim ki ben tasarımlarımı her kadına göre mutlaka uyarlayabilirim. Modellerin yanında çıkan model olmayan kişiler olabilir tabii, güzel de görünebilir, saydığın tasarımcılar her bakımdan neredeyse show şeklinde yapıyorlar defilelerini ama ben şahsen böyle bir şeyi şu anda düşünmüyorum, çok da benim koleksiyonlarıma uygun olduğunu da düşünmüyorum.



... etrafını çevirip seni kucaklamalı

Boom: Dijital baskı son yıllarda moda tasarımını oldukça zenginleştirdiği gibi moda tasarımcısına da sınırsızlık getirdi. Sen de son koleksiyonunda baskı tekniğiyle kumaşlara drape efekti vermiştin ve bu ilüzyonla da büyük yenilik yaptın., hatta dalgıç kumaşı kullandın. Yurtdışı defilelerinin neredeyse tamamında gördüğümüz digital prints olayında Türkiye-nam-ı diğer tekstil cenneti- ne aşamada?

Özgür Masur: Bana göre hiç bir aşamada değil. Ben bu koleksiyonuma hazırlanırken gerçekten ama gerçekten ciddi anlamda kafamdaki yapmak istediklerimi gerçekleştirmek için çok uğraştım. Evet çıkan sonuç beni mutlu etti ama yapmak isteyip de yapamadığım o kadar çok şey var ki anlatamam, bir çok baskıcı uğraşmak istemiyor, hemen imalatını yapmak isteyenler oluyor, iyi ama bir numune çıkmadan nasıl karar verilsin, bir numune çıkar da ondan sonra...



Alt Bilgi Blogu adına Yasemen: Hüseyin Çağlayan'ın geçtiğimiz sene 'Fashion Forward' adı altında gerçekleştirdiği moda filmleri seçkisiyle, benim açımdan moda ve sinemanın bir bütün olduğu yeni bir pencere açıldı.. Evet hemen hemen her filmde bir stil ve ikonik bir olgu var ama Çağlayan'ın paylaşımlarının bir kısmı sinemanın bilmediğim bir yüzü idi. Ve eminim ki her tasarımcının gönlünde yer etmiş böyle filmler vardır... Özgür Masur'un sevdiği moda filmleri nelerdir ?

Özgür Masur: Moda sadece ve sadece sinema ile bütün değil. Modanın kendisine yakıştırdığı ve içine aldığı o kadar çok alan var ki, düşünün otomotiv, telefon vs. Hep ve her zaman en yenisini , en güzelini ve en tasarım olanını ortaya çıkarıp PR ve pazarlama teknikleriyle tüketiciye ulaşır. Sinema da bunlardan biri sadece.


...sana kendini seksi ve yenilmez hissettirmeli

Alt Bilgi Blogu adına Yasemen: Tasarımlarınızı yaparken sessizliği mi tercih edersiniz yoksa mutlaka dinlediğiniz bir müzik ya da DVD'de dönen bir filminiz var mıdır ?

Özgür Masur: Genellikle müzik dinlerim ve mutlaka yanımda kahvem de vardır. Dinlediğim her hangi bir müzik türü olabilir ama genelde nedense gergin olurum o esanada:)))



.. rahat ve her şeyi yapabilen

Moda Boncuğu: Yurtdışından en cok begendiginiz/sevdiginiz tasarımcılar kimler?

Özgür Masur: Beğendiğim çok var: Gareth Pugh, Marc Fast, esasen bu durum genellikle her sezon değişebiliyor ama değişmeyen tek isim GIVENCHY


... herkese kafa tutabilen

Moda Boncuğu: Tasarım sürecine başladığınızda ve bir anda aklınıza hiç birşey gelmedigini fark ettiginizde, ne yaparsınız? O anki ilham kaynaginiz ne olur?

Özgür Masur: Tasarım sürecinde eğer çizmeye başlamışsam zaten belli bir birikimin ve araştırmanın sonucu ben kağıdın başına geçmişimdir, vee ardı arkası kesilmeyen çizimler başlar:)) Ama o esnada tıkanıyorsam çok sinirlenirim ve ara vermek durumundayımdır. Biraz daha araştırıp daha sonra devema ederim. Ayrıca ben tasarımda ilham diye bir kelimeye inanmıyorum, ben araştırmalarımda ve almış olduğum eğitimin sonucunda kendi kendime geliştirdiğim matematiksel bir sistemle işe başlarım, yani hiç bir zaman ilham geldi çizim yapayım diye bir şeye inanmıyorum:)


... hem asi hem yumuşak bir kalbe sahip bir kadın yaratabilmeli

Moda Boncuğu: Yanılmıyorsam hep bayanlar icin tasarımlar hazırlıyorsunuz, erkekler için de koleksiyonlarınız var mı? Eger yoksa böyle bi plan/projeniz var mı?

Özgür Masur: Erkek koleksiyonu ile ilgili danışmanlık yaptığım firmada böyle bir proje yürütüyoruz erkek koleksiyonu olarak, fakat kendi labelım için biraz daha ileriye bırakmış durumdayım.


... her nerede olursan ol seni oranın kraliçesi haline getirmeli

CHAIN REACTION: Özellikle ilk çıkışta, tasarımcı kendi içinden geleni, kendi kendine beğendiği ve inandığı bir silueti sunuyor (gibi geliyor bana doğru mu bilmiyorum:)). Belki etrafında ufak bir kamuoyu yoklaması yapıyor, nabız ölçüyor. Sizin bu anlamda bunu kitlelere sunmadan önceki, ama tam önceki hissiniz neydi? Neler hissetti,niz tedirginlik oldu mu acaba, ben napıyorum dediniz mi.? Acaba şurası şöyle olsaydı daha mı çok beğenilirdi gibi hisler oldu mu :)? Yanılmıyorsam ilk kez Galatamoda'da sundunuz, mesela tam onun öncesinde ne hissettiniz?

Özgür Masur: yani o anı bir ben bilirim, bir de arkadaşlarım. Dediğim gibi çok gergin olurum ve size nasıl gergin olduğumu anlatamam, yetişecek mi, oldu mu, nasıl çıktı vs. Ama eskiz aşamalarında bir stylist ile birlikte çalışıyorum, ortağımdan fikir alıyorum, benim de içime siniyorsa tamam diyip dikime başlıyorum. Bu aşamada fazlasıyla heyecanlıyımdır ve bazen sürekli makinanın altında işi alıp bir bakayım, bir bakayım derim, insanlar dikiş bile dikemez:) 10 dakikada bir gidip mankene bakarım, üzerinde değiştirmem gereken bir şeyler olur mu diye:)) Heyecanım bitmez.



Cenk Enüstün: 'Tam' hissetmeden, tereddütle sunduğunuz tasarımınız oldu mu.? Mesela içinize sinmeyen ama mutlaka beğenen olur diye yaptığınız? Veya tam tersi :) Yaparken muhteşem olduğunu düşünüp de ummadığınız olumsuz tepki aldığınız oldu mu, ve ne hissettiniz?(Bunları aşmış olabilirsiniz artık tabii ki, öyleyse böyle zamanlar oldu mu, ben tam o profesyonelliğe geçiş kısmındaki hisleri merak ediyorum galiba:))

Özgür Masur: E olmaz mı oluyor tabii, evet benim içime sinen parçaları çıkarıyorum ama bunun yanında ticari de düşünmek zorunda olduğum işler oluyor evet. Bu durum çok sinir bozucu ama maalesef para kazanmak da zorundayız ki bir dahaki sezon defile yapabilelim:)



... seni karanlıkların içinde ışıl ışıl parlatabilmeli

Cenk Enüstün: Bir tasarım yaratırken kafanızda belirli bir kadın silueti oluyor mu, ya da bilinçaltınızda oluşan (estetik açıdan veya yasam tarzı acısından) ideal kadın figürü üzerine hayal ederek tasarlıyor olabilir misiniz acaba :) Hatta şunu daha çok merak ediyorum, kıyafetini ziiyi taşıyamayan, kötü kombinlemiş veya hani olur ya "üff sen de giymeseydin" deriz (ya da ben mi diyorum sadece :)) böyle bir taşıyış gördüğünde ne hissediyorsunuz merak ettim. Belki şimdi onu aşmışsınızdır başlangıçta oluyor muydu mesela? Sanıyorum tehlikeli bir soru oldu:)

Özgür Masur: Tabii ki her koleksiyonumda kafamda bir tipleme oluyor ve o tipleme üzerine koleksiyonumu geliştiriyorum ama abzen defile sonrası kızları seyredince aman neden sana giydirdim dediğim de olmuştur, olmaz mı:) Yani bu sadece sana özgü değil, herkeste böyle bir duygu vardır hele de mükemmelciysen:) Yok değilsen zaten aman geçti gitti dersin ve biter:)



... elbisen ruhunu giydirebilmeli


29 Kasım 2010 Pazartesi

HEDİYE | CHARLIE'NİN MELEKLERİ: New Year's Attack At İPEKYOL!

Tabii ki Styleboomerlar yaklaşan yeni yılı hediyelerle karşılamaya layık! Sürprizlerden anında haberdar olmak için Styleboom'u Twitter ve Facebook'tan takip etmeyi unutmayın:)

İPEKYOL'un birbirinden güzel tasarımlardan oluşan koleksiyonunu CHARLIE'NİN MELEKLERİ olup sizin için ele geçirdik! Yeni sezon trendlerini raporladık! Vee içinizden bir meleğe 150 TL'lik hediye çeki kazandırmak için görev aldık. Nasıl mı? Hikayenin sonunda:)





150 TL'lik İpekyol Hediye Çeki kazanma şansı için yapmanız gereken çok basit:
  • hemen buraya Facebook hesabınızdaki isminizi yorum olarak bırakıyorsunuz
  • daha sonra bu isimle İPEKYOL Facebook Fan** sayfasını tıklayarak "Beğen"iyor/"Like"lıyorsunuz
  • İPEKYOL fanı olduktan sonra şanslı Styleboomer(yani bu blogun izleyicilerinden biri) 5 ARALIK PAZAR geceyarısı Random.org tarafından belirlenecek:)


**Dikkat edin İpekyol Look profiline değil İPEKYOL Fan İpekyol Fan sayfasına üye olmalısınız!
Fotoğraflar: Tolga Günay Fotographia
Modeller: Deniz Eslek - İdilÖ.

8 Kasım 2010 Pazartesi

EDİTÖRYAL SÖYLEŞİ | Zeynep Tosun Anlattı

Fotoğraflar: Tolga Günay



İlk koleksiyonundan bu yana heyecanla takip ettiğim bir tasarımcı ZEYNEP TOSUN. Sonunda onunla tanışma, hikayesini, tasarımlarını ondan dinleme fırsatım oldu. Değil giymek dokunması bile mutlu eden sandık kokulu İlkbahar 2011 koleksiyonundan, mitolojik dalgaların içinden doğmuş ilk defile koleksiyonuna kadar birbirinden güzel tasarımlarının eşliğinde size de anlatsın.Tolga Günay'ın objektifinden "Uyurgezer"...



İlk defile koleksiyonundaki parlak renkler, metal paneller, egzajere kol, omuz ve kalça detayları ve futuristik çizgilerle herkesin konuştuğu ZEYNEP TOSUN beklenenden farklı, kendini asla tekrar etmemiş, modern vintage görünümlü son koleksiyonuyla büyük beğeni toplamıştı. Kendisine son koleksiyonunda yaşadığı bu baştan ayağı değişimi sordum:

Zeynep - İlk defile koleksiyonumda esas amacım konuşulmak ve ismin patlamasını sağlamaktı. O sebeple karada atı, havada kuşu, denizde balığı temsil eden masalsı mitolojik bir denizatı teması üzerine kurdum koleksiyonu ve normal çizgimden daha farklı, daha abartılı bir şeyler hazırladım. Ve amacıma da ulaştım, koleksiyon hem çok beğenildi hem de ZEYNEP TOSUN isminin çıkışı adına çok olumlu tepkiler aldı, benim ilk göz ağrım diyebilirim, fakat tam olarak ben mi? Hayır. Bu anlamda öncelikle Beefeater Gin projesi çerçevesinde hazırladığım koleksiyonla biraz daha kendime döndüm: deriler, yüksek bel pantolonlar, aplikler, Londra sokak kızı ekseninde bir koleksiyon oldu. Son olarak izlediğiniz İlkbahar 2011 koleksiyonu da yine beni daha çok ifade eden, yeni bir marka olan ZEYNEP TOSUN'un stilini daha da oturttuğum, daha ben bir koleksiyon oldu. Bu iki koleksiyon ve en başta çıkardığım Lale koleksiyonu dikkate alınırsa çok büyük bir değişim de yaşamadım.



Renkleri, kumaşları, dokusu ve akışkanlığıyla benim için IFW'nin en muhteşemlerinden biri olan İlkbahar 2011 koleksiyonu nasıl hayat buldu?

Zeynep - Ben vintage çok seviyorum, nakışları, dantelleri... Bunların hepsini fresh çizgilerle birleştirdim. Babaannemden bana kalan nakış işlemeli nevresim takımlardan, eski kaftanlar üzerindeki metalik sırma işlemelerden esinlendim. Esasen bu işlemeleri o şekilde incecik metal ipliklerle yaptırmak istedim fakat çok eski olan bu teknikle işleme yapabilmek mümkün olmadı. Kumaşları çok özel olarak yaptırdım, çok hassas, akışkan kumaşlar, renk ve dokular yumuşak, naif.



İlhamlarını nereden alıyorsun? Bir ilham perin var mı yoksa bunlar artık demode mi:)?

Zeynep- İlham perilerim her zaman var, özellikle Chloe Sevigny ve eski kadınlardan Marlene Dietrich benim kadınlarım. Aynı zamanda kendi zevkim de çok ön planda, daha ben ne giymek istiyorsam onu yapıyorum, giymek istemediğim bir şey yapınca yanlış yapıyorum.
Koleksiyonlarımın genel bir ifadesi olması hoşuma gider: koleksiyondan bir parçanın bunu giyen kadın böyle bir kadındır, şu kitabı okur, şu tür müziği sever, şuraya gider diyebilmesini seviyorum.




Modada giyilebilirlik senin için önemli mi? Yoksa moda da bir sanat ve sanat anlaşılır, okunur, giyilir olmak zorunda değil diyenlerden misin?

Zeynep- Bana göre başarılı bir koleksiyon hem vay be ne tasarım dedirten hem de onu giyme isteği uyandırandır, bu anlamda evet tasarımın giyilebilirliğini önemli buluyorum. İşin defile kısmı şov kısmı, o sebeple tabii ki cesur hatta giyilmesi imkansız görünen parçalar olabilir ama mağazaya girdiğinde onu üstünde isteme isteği kesinlikle uyanmalı.



Seni Şubat'ta bu defa solo koleksiyonunla seyredeceğiz. Sonbahar 2011 koleksiyonuna başladın mı? Koleksiyonu oluştururken nasıl çalışıyorsun?

Zeynep- Atölyemin kapasitesini ölçmek ve tecrübe edinmek için karma defileler çok faydalı oldu, sırada ilk solo defilem var. Yeni koleksiyon için henüz temamı oluşturmadım ama araştırmalarım başladı. Gezdiğim sergileri, yerleri toplamaya başladım, ben çok vintage dergileri, çok eski kitapları, arşivleri okuyup karıştırırım ve onları şimdi gözüme çarpanlarla birleştirmeyi severim. Biliyorsun trendler aslında ilk olarak kumaşçılarda belirleniyor, ben de kumaşçılarla görüşmeye başladım. Şu an sürekli bir biriktirme, absorbe etme sürecindeyim.



Türkiye'de özellikle senin gibi genç markaların ihtiyacı ne? Yurtdışı ile kıyaslayınca burada her şeyi sanki bir başına tasarımcı yapmak zorunda gibi?

Zeynep-Genç tasarımcılar daha çok desteklenmeli, hem finansal açıdan hem de arkalarındaki isim açısından. Örneğin TOPSHOP bu anlamda büyük destek veriyor yetenekli ve genç tasarımcılara, sadece mağazalarda raf açarak değil direk yatırım yaparak, henüz Türkiye'de bu yok oysa tasarımcının arkasında finansal bir destek ve hatta güçlü br isim olaması tabii ki çok önemli.

Ben şu an Zeynep Tosun olarak tasarımcı değil patron gibiyim çünkü yapmam gereken bir sürü şey var ve hepsiyle ben bizzat ilgilenmek, halletmek durumundayım: fotoğrafları ayarlamak, atölyeyle ilgilenmek, faturaları ve ödemeleri halletmek, gelir-gider yapmak gibi. Enerjimin %70ini idari işlere, bir iş yönetmeye harcıyorum ve sadece %30'u tasarıma kalıyor. Gündüzleri bu anlamda hiç vaktim olmuyor ve tasarım çalışmak için sadece geceler bana kalıyor, şu an gencim, enerjim yüksek ama verim haliyle düşüyor.



"Genç tasarımcılar" sanki artık kendi başına bir marka gibi oldu, yani sanki 20 sene de geçse senin de içinde bulunduğun bu gruba genç tasarımcı denecek gibi:) sence bu nasıl oluştu?

Zeynep- Çoğumuz aynı anda çıktık ve yine o aynı anda doğru platformlar da oluştu. Televizyonlara kıyafetler verilmeye başlandı, teknoloji çok gelişti, bloglar gibi bağımsız mecralar yeni ve değişik olanı sunmaya başladı, medyada çok yer almaya başladı tasarımlarımız ve moda ile ilgili olmayan insan bile isimleri bilir oldu. Kısacası doğru kişiler, doğru yer, doğru zaman diyebiliriz:)



Türkiye'de sektörle ilgili, modanın hem iş hem eğitim ayaklarıyla ilgili neler düşünüyorsun?

Zeynep- Bizim ülkemizin bu anlamda kat etmesi gereken çok yol ve uzun yıllar var. Yurtdışında öncelikle moda bir kültür, moda birikimi var, tasarımcının işi, işi yapış şekli, imkanları çok farklı. Moda bilgisine çok önem veriliyor; örneğin ALBERTA FERRETTI'nin holding büyüklüğünde bir kütüphanesi var. Drapajlar, denemeler ve provalar bile alelade malzemeyle değil tasarımın orijinalinde ne kullanılacaksa mutlaka onunla yapılıyor, nasıl bir şey istediğinizi, hayal ettiğinizi söylüyorsunuz ve hemen ayağınıza getiriliyor. Siz sadece tüm günü araştırma, fitting, tasarımla geçiriyorsunuz üretim sürecinden haberiniz olmuyor.

Eğitim farkına gelince burada eğitim almadığım için kıyaslama yapmam doğru olmaz ama en önemlisi vizyon! Hocaların zaten sektörün en iyilerinde çalışmış ya da çalışıyor olması, vizyon sahibi olması, eğitimin çok ağır olması büyük artılar. Ben aldığım eğitimin çok zor olmasına rağmen çok iyi olduğunu biliyorum: iki haftada bir 300 parçalık koleksiyon hazırlar, içlerinden 80 tanesini seçer, her tür teknikle ilüstrasyonunu yapar ve 3 tanesinin kalıplarını çıkarıp, dikip, provalarını yaparak hazır hale getirirdik. 15 günde bir bunu gerçekleştirirken sürekli hayatın içinden besleneceğimiz yönlendirmeler, programlar vs konurdu.



Zeynep Tosun bundan sonrası için neler planlıyor?

Zeynep- Şu an genç bir markayım ve markanın stilini oturtmaya çalışıyorum. En önemlisi yurtdışına açılmayı çok istiyorum çünkü aynı çemberin içinde dönüp durmak istemiyorum, dünya bir bütün ve ben uluslararası olmak istiyorum. Bu Türkiye'de olmakla ilgili değil, Londra'da da olsam dışarı açılmanın planlarını yapardım sanıyorum. İyi bir moda evinin başında olmak isterim ama bunu başarmak o piyasanın içinde büyüyüp yetişmezsen çok zor. Şu an çok miniğim ve büyümek, kendi markamla yurtdışında da tanınıyor olmak hedefim.
Bu açılmayı da New York'tan gerçekleştirmeyi planlıyorum, oradan ulaşabileceğim kitle daha büyük, ayrıca New York fresh ve çok davetkar. Milano'da eğitim aldığım için hep oradan çıkmak istedim ama şu an orası biraz düşüşte, eskisi kadar atak değil, genç tasarımcılar çıkıyor ama o bünyenin içinde tutuluyor. Bu anlamda New York hedefim.