Dilek Hanif (Modacı): Defileye Cavalli yeni koleksiyonunu gösterecek diye merakla gittik ancak hayal kırıklığına uğradık. 2 ay önce Milano Moda Haftası’nda ünlü modacılar 2010 yaz koleksiyonunu tanıttı. Orada Cavalli de vardı. Madem Fashionable, İstanbul’un moda haftası Cavalli niye eski koleksiyonuyla geldi. Moda haftalarında yeni koleksiyon gösterilir. Defileyi şaşkınlık içinde izledim. Biz üçüncü dünya ülkesi değiliz. Buradaki kadınlar modayı çok yakından takip ediyor, bizi niye hafife aldı anlamış değilim.
Deniz Berdan: Bunlar Türkiye’yi Ortadoğu ülkesi olarak görüyor. Zaten Cavalli’nin müşterisi de Ruslar ve Araplar. Onların pazarı bu. Cavalli Türkiye’ye gelirken elinde ne kadar satılmayan mal varsa onları getirmiş. Organizasyon süperdi ama defile bizi şaşırttı. 7-8 sene önceki koleksiyona ait kıyafetler bile vardı.
Demet Şener: Defilede herkes Cavalli’nin eski koleksiyonunu konuştu. Bazı kıyafetleri 2 sene önceden hatırlıyorum. Herhalde bizim modayı bu kadar yakından takip ettiğimizi hesaplayamadı. Koleksiyonu görür görmez ’bunlar eski’dedik.
Hande Ataizi: Organizasyon çok güzeldi ama Cavalli keşke 3 yıl önceki kıyafetleri podyuma çıkartmasaydı. Hala mağazada olan kıyafetler bile sergilendi. Biz oraya 2010 koleksiyonunu görmek için gittik. Bu şuna benzedi; Bolşoy Balesi de Türkiye’ye geliyor ama 3’üncü sınıf castı gönderiyorlar.
Derin Mermerci: Eski sezondan kalma tuvaletler dikkatimden kaçmadı. Bazı modeller çok belirgin şekilde göze çarpıyordu. Defilede 2007 yılında Oscar ödül töreninde Kate Hudson’un giydiği bir tuvalet bile vardı. O dönemlerde New York yaşadığım için çok iyi biliyorum.
İvana Sert: Roberto Cavalli’nin ekonomik kriz nedeniyle zor günler geçirdiğini bir gazetede okumuştum. Bu yüzden de İstanbul’a eski koleksiyonu getirdi galiba. Özellikle uzun elbiselerin hepsi eski parça. Onları defileyi doldurmak için getirdi herhalde. Leopar desenli kuyruklu elbisenin en az 3 yıllık olduğuna çok eminim.
Ama yiğidi öldürelim hakkını yemeyelim, biz cicilerimizi giyelim, allanıp pullanıp Boğaz üstünde sefa sürelim, kırmızı halıda poz verelim diye bu organizasyonu düzenleyeneler binlerce dolar harcamışlar ve haftasonumuza renk katmışlardır, "çok mersi:)" Bir daha olsa bir daha giderim eğlenirim. Aşk-ı Memnu'da Fırdevs'ciğimin dediği gibi harika bir "ivent" oldu! Organizasyon hakikaten organize, elit ve çok şıktı. Podyum, ışıklandırma, havalandırma, ön sıra düzeni, ve podyum yüksekliği çok profesyonel, TV'den canlı yayınlanması olamayacak kadar güzeldi, bravo! Jessica Stam ve Lilly Donaldson gibi süper modellerin podyumda olması mükemmeldi(bu arada Donaldson'ın giydiği Cavalli parçalardan biri direk kendi sandığından bile çıkarıp getirmiş olabilir, zira 2007'de kırmızı halıda giymişti) Ertesi gün gazetelerde atılan manşetlerdeki "naftalin" kokusu ondan geliyordu herhalde!
Kısaca bu etkinlik Istanbul'u soksa soksa dünya moda takviminin 5 sene öncesine sokmuştur. Yine "dediğim" gibi bu Türkiye'yi tanıtma adına turistik bi etkinlikti, ama en az bizim basın kadar yabancı basın da bu üçüncü dünya ülkesine eski koleksiyonların nasıl yedirildiğinin altını çizmiş, hatta artık dikildiği bile şüpheli olan koleksiyonların önce Türkiye, ardından Çeçenistan ve Suriye'ye gideceği yazılmış, aaah ah bilikte anıldığımız ülkelere bak, bir başlık "Cavalli Türk ve Çeçen mücahitleri leopar deseni giydirecek!" şeklinde atılmış.
Madem bir organizasyon yapıyorsun, madem bunu Türk moda sektörü için bir misyon olarak üstüne basa basa söylüyorsun, madem hazır dünyada özellikle lüks tüketimi vuran bir kriz var, ve onlar da altının, petrolün ve paranın bol olduğu doğunun kapılarını açmak için yırtınıyor, o zaman güç sende be aziz kardeşim, bastır hiç olmazsa en son yani İlkbahar/Yaz 2010 koleksiyonuyla gelsin, ama hayır, hayır çünkü adam Milano'ya, İtalyan Moda Konseyi'ne bağlı, çünkü adam seni hakikaten dünyadan bi haber bir köprü sanıyor. Öyle ki defilenin ilk kısmı ile ikinci kısmı arasında bir anda bir sinevizyon gösterisi başladı, bu sinevizyonda Bay Cavalli ünlülerle partilerken, ünlülerle kırmızı halıda boy gösterirken, ünlülerle akşam yemeği yerken vs vs vs gösteriliyor, işte orada da benim ağzım açık kaldı, işte dedi biz Batı'da böyleyiz, o sizin hayran olduğunuz yıldızlarla ben sabahlara dek eğlenirim, hepsiyle kankayım, siz muhafazakar, az gelişmiş, kendi dilinden başka dil bilmeyen, bir üst sınıf tarafından kast şeklinde yönetilen ülkeciğin bu dünyadan haberiniz yoktur buyrun izleyin, öğrenin!
Son sözüm eve döndüğümde gördüğüm ve gururumuz ikoncanımız Eda Hanım'ın Roberto Cavalli ile yaptığı röportaj, canım benim o nasıl bir oturuştu öyle pehlivan gibi, insan bi bacak bacak üstüne atar, ona da hafif hoş bir eğim verir, bizimki köy kahvesinde köy ağası mübarek bacaklar iki yanda açık yayılmış, sanırsın neredeyse bi de elini atacak tombala çekecek. Yani "Sen Cavallisin filan ama ben de bak ne kadar rahatım, coolum karşında hıh!" demenin vücut dili böyle oluyor sanmış ikoncanım. Ah ah! Bir de kırmızı halıda o kadar çok leopar deseni vardı ki anlatamam, Cavalli defilesine leopar giymek kadar klişe ne olabilir!
Ve tabii ki ne bir Türk giyim markası, ne bir Türk modacı hazır moda devleri oradayken onları etkileyebilecek parçalar gösterebildi, çünkü bir Türk modacı eski koleksiyon çıkarsa podyuma yerden yere vurulur, ziyan edilirdi; eh yenisiyle gelse "ne münasebet Bay Cavalli'yi ezmek bu" olurdu! Ben olsam Cavalli ile, Ferre'nin tasarımcıları ile Missoni tasarım ekibi ile görüşecek basın grubuna tamamen Türk tasarımcılardan parçalar giydirirdim, bence çok rahat freebe alınırdı, örneğin Eda Hanım röportajları yaparken böyle giyinebilirdi. Gamze Saraçoğlu giyerdim Reina'ya giderken, Dilek Hanif giyerdim, nerdeeee.















